Pazartesi, Haziran 30, 2008

Şuan Okuduğum Kitaplar

Tüm Çağların Gizli Öğretileri - Manly P. Hall
Son Şeyler Ülkesinde - Paul Auster
Fütursuz Oyunculuk, Oyunculukta İşçilik Süreci - Eric Morris
İnsan ve Sembolleri - C. G. Jung
Kadim Bilimler ve Bazı Modern Yanılgılar - Rene Guenon

Salı, Şubat 05, 2008

TUZLA TİYATRO ATÖLYESİ


Evet, Romalılar, vatandaşlar, kardeşlerim... Koray Onur'un yeni projesi Tuzla Tiyatro Atölyesi'nin basın bülteni aşağıda, ayrıca www.tuzlatiyatro.com adresinde bütün bilgiler mevcut:

TUZLA TİYATRO ATÖLYESİ'YLE YENİ AÇILIMLAR

Genellikle Kadıköy, Taksim gibi semtlerde görmeye alışık olduğumuz sanatsal ve kültürel girişimlere alternatif bir oluşum Tuzla'da bir tiyatro atölyesiyle hayat buluyor.

Koray Onur yönetimindeki Tuzla Tiyatro Atölyesi, konservatuar kökenli tiyatrocular tarafından oluşan kadrosuyla tiyatro eğitimi almak isteyen 9 yaş ve üzeri çocuk, genç ve yetişkin gruplara yönelik farklı seçenekler sunuyor. Merkezin en önemli özelliği ise displinlerarası bir yaklaşımı öne çıkarması. Tuzla Tiyatro Atölyesi, katılımcıları sadece tiyatro metinleriyle tanıştırmayı değil, kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak şekilde tiyatronun beslendiği alanlar olarak müzik ve sporla da kişileri buluşturmayı hedefliyor.

Merkezde ayrıca, herkesin birey olarak ayrı ayrı renklere sahip olduğu noktasından hareketle, eğitim süresince katılımcılarla birebir iletişimin sağlandığı geribildirim, takip ve öneri görüşmelerinin yapılmasına özel önem verilmekte.

Pek çok tiyatrocu adayının ilgisini çekecek programların yanı sıra, Tuzla Tiyatro Atölyesi günlük yaşamın monoton tarzına karşı, sanatla bir pencere açmak isteyen herkese önemli bir alternatif olarak1 Ocak 2007 tarihi itibariyle çalışmalarına başlıyor. Tuzla Tiyatro Atölyesi, basit bir tiyatro kursundan öte, bireye yeni açılımlar sağlayacak bir yaşam biçimi vaadediyor.

Cuma, Ağustos 31, 2007

ERKEKTEKİ FETİH ARZUSU

aslında bilinçli veya bilinçsiz birçok kadının karşı koyduğu fakat kadının gözünde çekicilik sağlayan bir, erkeğe has özellik...

neden şöyle bir manzara çok alışılmıştır?: kadın, iyi bir eşe/sevgiliye sahiptir, partneri onu her zaman hoş tutar,sadıktır, düzenli ve hoş bir seks hayatları vardır, ilişkileri de düzgündür. ama bir gün zıptıkçının biri çıkagelir ve kadın tepetaklak olur. tutulmuştur o hergeleye. hiçbir işte doğru dürüst tutunamamış, yakışıklı olmayan, güven telkin etmeyen biridir bu zıptıkçı... birincisine bakıldığında bu ikincinin neresi çekicidir?

kadın, fetih arzulayan yaradılışta değildir. kadın, kalbinin boşluğunu tatlı tatlı dolduracak bir duygu ister. o duyguyu bulduğunda da bırakmak istemez. yaşamının sonuna dek o duyguya sadık kalabilir.

erkekse, elde ettiğiyle yetinmeyi çok daha az bilen bir varlık. sebebini açıklamakta zorlandığım bir fetih arzusuyla doludur. bu sadece seksle ilgili bir durum olmasa da, yine de erkekte sanki spermlerini ne kadar çok dişiye gönderebilirse soyunun devamını o kadar sağlayabilecekmiş gibi bir hava da yok değildir.

kadınlar aşağılar bu durumu... ama çekici de gelir. zira kadında da, "kimsenin kendine sadık kılamadığı bu adamı, ben sadık kılabilirim. işte, budur benim hemcinslerime üstün olduğum nokta." düşüncesi harekete geçecektir.

ama bir süre sonra, kadın (artık kadınlığına mı yeniliyor diyelim) erkeğe bağlanır. erkek onda tüm kötü huylarına rağmen bir tutkuya dönüşür.

erkeğin fetih duygusu, kadının kadınsı duygularından daha dirayetli çıkmıştır.
erkek, gel der. kadın gelir... tüm dzenli yaşamını mahvetmek pahasına bile olsa(ki ben çok saygı duyuyrum bu kadınlara, çok güçlülerdir aslında onlar), aşkın/sevginin herşeyden daha önemli olduğunu iyibilirler.

erkek hayatı boyunca kadının aşk duygularına teğet geçen bu fetih oyununu oynayacaktır. fakat basitliğinin getirdiği bir şeydir bu. iyi niyetle açılmış bir kapıdan girip de, sonra "işte burayı fetheden fatih beniiimm!" diye anıran sadece erkek basitliğidir. evlenmesi de kar etmez, ciddi bir ilişki yaşaması da...

erkek fetheden hayvandır.


Perşembe, Ağustos 02, 2007

ALGIDA ALIŞMA



herkesin, bir çok kere başına gelmiş, herhangi bir duyu organına, uyarıcının aynı dozda sürekli olarak verilmesi durumunda vücudun verdiği bir tepkidir. kötü kokan bir yere girdiğimizde önce çok rahatsız olmamız ama bir süre sonra artık farketmememiz; yolda gündüz giderken bir tünele girdiğimizde önce birkaç saniye hiçbir şey göremeyip sonra oradaki karanlığa alışarak görme yetimizi, adeta, tekrar kazanmamız gibi örneklerle açıklanabilir.

tekdüze (monoton) olan her durumda algıda alışma devreye girer, zira tüm duyu organlarının çalışma prensibi, harekete bağlıdır, burada hareket derken, bir titreşimin hareketinden sözetmiyoruz, titreşimin dozundaki alçalma ve yükselmeleri kastediyoruz...

5 duyu organımız dışında beyinsel algılamamız da hareket ister... karşımızda sürekli aynı ses tonu ile konuşup, olayın canlandırmasını sesine hiç yansıtmayan birini bir süre sonra algılamaz hale geliriz. kişinin cümle içinde kurduğu harflerin titreşimleri farklı olsa da beynimiz bu enformasyonu tekdüze algılayarak iter...

makinalarla karşılaştırıldığında bir zayıflıktır bu, zira bir elektrik devresi, içinden geçen akımda en ufak bir değişim olmasa dahi o elektriği kusursuzca iletecek ve çalışacaktır. ama insan için bu geçerli değildir. fakat insanın algıda alışması ve tekdüzeliği algılamaması hayati bir rol oynamakta ve refleks denen şeyin köşe taşlarından birini oluşturmaktadır. ortamdaki değişimi, eğer önce alışmazsa algılayamayan insan, tarihin ilk çağlarından itibaren yokoluşa gidecekti.

insanı kusurların insan yaptığını gösteren çarpıcı bir örnek olması yönünden algıda alışma, bir anıt gibi durmaktadır.

Cuma, Aralık 22, 2006

Paylaşım paylaşım diyoruz ama... 1

Ben şu son dönemde paylaşım olayıyla ilgili bayadır düşünüyorum. İnternet harika bir ortam, yazdıklarımız, çizdiklerimiz, kısacası tüm üretilerimizi burada insanlara gösterme şansı yakalıyoruz... İyi de, ne karşılığı?

Politik görüş ya da hayat görüşü... Her emeğin bir karşılığı vardır... ben şuan bu yazdıklarımı yazarken bir iki tane arkadaşımdan "çok güzel olmuş" lafı alabilmek için mi? öyle olsa onlara maille yollarım ve yorumlarını alırım (zaten genelde de çok güzel olmuş derler).

Buraya yazıyorum çünkü daha çok kitleye ulaşmak istiyorum. Bu internetin dayanılmaz çekiciliği... Ulaşabiliyor muyum? Kesinlikle hayır? en azından burayı okuyan varsa da benim gördüğüm birileri yok?

Neyse konudan sapmayayım. Aslında hiçbir şey, internette olduğu kadar ucuza gitmemekte. Burada Mp3 korsancılığından ya da başka tür teliflerden sözetmiyorum. Bu zaten artık üzerinde tartışılmayacak boyutta geniş kitleler nezdinde kabul gördü. Benim bahsettiğim artık ruh olarak da yaptıklarımızın karşılığını almıyoruz?

Ben daktiloyla dizgisini yaparak 13 yaşında dergi çıkartmış, 50 tane kadar basmış, tanıdıklarıma dağıtmış bir insanım? ama o zaman insanların e-mail kutuları pps dosyalarıyla dolmadığından olacak ki, çok kıymet vermişlerdi? tanıdıklarına okutmuşlardı ve kulaktan kulağa kendi kitlemi oluşturmamı sağlamışlardı.

Çok önemlidir bu? Üşendim ama yazmaya? Sonra devam edeceğim sanırım.

Cuma, Aralık 08, 2006

HAYATTAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY...

Bir arkadaşımla msn sohbetinde farkettim bunu... Belki biraz kötümser olacak ama doğruluğuna yürekten inanıyorum: Genelde insanlara, olmadıkları şeyler söylenir.

Gündelik şeylerden sözetmiyorum... daha derin duygulardan sözediyorum... Nietzche farketmişti bunu ve şöyle demişti (tabii ki tam olarak hatırlamıyorm): Biri seni övüyor mu? Bir şeyi yanlış yapıyorsun.

Bu bizi övenlere sırtımızı çevirelim demek değil tabii... Sadece bize güzel bir şey söylenmesinin arkasında, aslında başka söylenmek istenen, kötü, bir mesajın yatıyor olma ihtimali olması kuvvetle muhtemel.

Tersinden gelecek olursak, kötü yönünü söylediğimiz kişilerin bize karşı tavrından kimin değerli, kimin değersiz olduğunu çıkartabilmemiz de mümkün.

Saçmasapan yazıyorum, geçici rahatsızlıktan dolayı özür dilerim...

Perşembe, Kasım 10, 2005

ARTIK MSN SPACES DA VAR

BIr yenilik daha...

artik fotolarla vs. bezeli bir koray onur, gereksiz bilgiler bolumune http://korayonur.spaces.live.com/ adresinden ulasabilir, yorumlar yapabilir daha da katilimci olabilirsiniz.. hadi bakayim goreyim hepinizi aslanlarim benim...