22 Aralık 2006 Cuma

Paylaşım paylaşım diyoruz ama... 1

Ben şu son dönemde paylaşım olayıyla ilgili bayadır düşünüyorum. İnternet harika bir ortam, yazdıklarımız, çizdiklerimiz, kısacası tüm üretilerimizi burada insanlara gösterme şansı yakalıyoruz... İyi de, ne karşılığı?

Politik görüş ya da hayat görüşü... Her emeğin bir karşılığı vardır... ben şuan bu yazdıklarımı yazarken bir iki tane arkadaşımdan "çok güzel olmuş" lafı alabilmek için mi? öyle olsa onlara maille yollarım ve yorumlarını alırım (zaten genelde de çok güzel olmuş derler).

Buraya yazıyorum çünkü daha çok kitleye ulaşmak istiyorum. Bu internetin dayanılmaz çekiciliği... Ulaşabiliyor muyum? Kesinlikle hayır? en azından burayı okuyan varsa da benim gördüğüm birileri yok?

Neyse konudan sapmayayım. Aslında hiçbir şey, internette olduğu kadar ucuza gitmemekte. Burada Mp3 korsancılığından ya da başka tür teliflerden sözetmiyorum. Bu zaten artık üzerinde tartışılmayacak boyutta geniş kitleler nezdinde kabul gördü. Benim bahsettiğim artık ruh olarak da yaptıklarımızın karşılığını almıyoruz?

Ben daktiloyla dizgisini yaparak 13 yaşında dergi çıkartmış, 50 tane kadar basmış, tanıdıklarıma dağıtmış bir insanım? ama o zaman insanların e-mail kutuları pps dosyalarıyla dolmadığından olacak ki, çok kıymet vermişlerdi? tanıdıklarına okutmuşlardı ve kulaktan kulağa kendi kitlemi oluşturmamı sağlamışlardı.

Çok önemlidir bu? Üşendim ama yazmaya? Sonra devam edeceğim sanırım.

5 yorum:

Friedrich Camus dedi ki...

İnsanlar her zaman sevişmezler. Bazen mastürbasyon da yaparlar ve bu da zevklidir.

Kannımca internette yazı yazmak insanın yapabileceği en ala mastürbasyondur. Bu yüzden pek de paylaşımcılık olarak bakmıyorum. Zevk aldığımız sürece de bir sorun göremiyorum.

koray dedi ki...

Vallahi internette yapılan her türlü paylaşımı sadece mastürbasyona indirgemek ne denli doğru bu konuda şüphelerim var.

ayrıca zevkin bir iş sırasında alınıyor olabilmesi, sadece zevk alındığı anlamına gelmediğinden, zevk alma sürecinin başka bir sürü başka şeye de gebe olabileceğini düşündüğümden, sanırım biraz daha görüşlerinizi açmanız gerekecek...

Değer verip, yorum yazdığınız için teşekkür ederim.

Friedrich Camus dedi ki...

Şimdi şöyle ki mirim; şu an bunları okuduğunuz bilgisayar monitörü, kaç paraya almış olursanız olun hiç bir zaman bir kağıt, bir kitap zevki veremeyecektir. Bunda hemfikir isek aşağıyı da okuyunuz.

Size, bana aynı zevki vermediği gibi; diğer okuyuculara da aynı zevki vermiyor. İnsan, zevk alamadığı düşünceler üstünde kafa yormaz. Kafa yormadığı zaman ise teşekkür etmesi, bir yorum getirmesi pek de olası bir durum değil.
Diyelim ki, insan burada okuduklarını kafasına taktı, gayet de ciddi düşündü ve yorum yazdı; teşekkür etti vs. O insanın yüzündeki mimikleri, sesinin tonunu duyamadıktan sonra alınan teşekkürün ne önemi var ki mirim? Bu okuduğunuz yazı ile o teşekkür arasında pek de fark göremiyorum ben. İkisi de radyoaktif birer görüntü sonuçta.

Tüm bunları ortaya kustuktan sonra bir de şöyle sonuca varıyorum. İnsan internette yazdıklarını kendi için yazmalı. Mesela günlük tutsanız, yakın arkadaşlarınız o günlüğü gizlice okumaya çalışırlar. Bu zevk verir. Ancak buraya yazdıklarınız ne kadar özel olursa olsun, herkese açıktır (en önemlisi sanaldır) ve pek de öyle ilgi uyandırmaz. Ben kendi adıma interneti böyle kullanıyorum. Günlük gibi, kişisel düşüncelerin döküldüğü kağıt gibi. Mastürbasyon yazmıştım ya, o işte.
Bunlara alışmalı, ona göre yazılmalı diye düşünüyorum.

Ayırca rica ettim, selam ettim, gittim.

starfall dedi ki...

mastürbasyon benzetmesine sesle güldüm ve hakverdim...Çok uzun zamandır blog yazıyorum diyemem ama blog yapmak, bazen günah çıkarma,saçmalama, genelde de yalnız değilim hissi arama...Bir esirlik ve aynı anda da boşvermişlik anı...Paylaşmak ya da paylaşmamak okadar önemli değil, bazen kimse görmesin istiyorum. Kendimize çok mu önem veriyoruz ne?
benim beklediğim, benim gibi insanların olduğunu görmek.yalnızlık tüm zamanların sorunu ve bundan kaçış asıl büyük sorun,bence bunun için burdayız...
Kitapların selüloz dokularına dokunmak en büyük zevk fakat birşeyler okumam,ve iletişmem için bu yüzyıl bana radyoaktif ışınlar veriyorsa ben almam diyemem. Ayak uydurmak gerek, hayat skildi artık, bizim zamanımızda böylemiydi muhabbetleri yapmak yaşlılığın alameti olduğu için ayak uydurmak gerek ve kendimizi ve yaptıklarımızı okadar da ciddiye almamak gerek...Her emeğin karşığı diyorsun,artık dünya "işini doğru yapman değil doğu işi yapman gerek" diyor,birde burdan düşün emeği...

ZIBIRIK dedi ki...

ne kadar iyi ne kadar kötü tartışılır ama burası artık bizim dünyamız oldu. söylenemeyenlerin söylendiği, öğrenilemeyenlerin öğrenildiği... ve farkındaysanız bizim ihtiyaçlarımız doğrultusunda şekillenen bir kaçış noktası burası. dışarıda bize bir avuç sanatçıyı pazarlamaya çalışıyorlar. ama burada kendi sanatçılarımızı yaratıyoruz. örneğin dışarıda amatör, marjinal olarak tanımlanan bir müzisyen internette çalışmalarını online satabilir. bu hizmeti veren bir sürü site var. mesela ben müzisyenler için kendi çapımda sesler hazırlıyorum. bunları satabilirim, ücretsiz paylaşabilirim, vs. tamamen benim isteğime kalmış. belki çuval dolusu paralar kazanmayacağız ama burada sevdiğimiz şeyleri yapıp paylaşmanın hazzına varıyoruz. çünkü dışarıda bizi anlayan insanlarla bu kadar kolay karşılaşamıyoruz. bunun eksikliği hissetmeseniz zaten burada olmazsınız. bunun yanında mesela siz de eğer bir yazı yazdıysanız buna telif hakkı ödeyip satın alacak siteler bulabilirsiniz. bir fotoğraf çekerseniz bunları telif hakkı ödeyip kullanmak isteyecek bir sürü site var, çalışmalarınızı ücretsiz lisanslayan siteler de var. dediğim gibi çuvalla para kazanmayacaksınız ama çalışmalarınızın maddi karşılığını mutlaka alacak ve kendi dünyanızda sevdiğiniz şeyi yapmış olacaksınız. biraz daha araştırmak lazım derim ben. saygı, sevgi...