4 Aralık 2010 Cumartesi

BİLİM VE SANAT İLE YAŞAMAK DEĞİL, VAROLMAK

15 milyar yıl önce büyük patlama gerçekleşti, 5 milyar yıl önce Güneş ve 4 milyar yıl önce üzerinde yaşadığımız Dünya oluştu... İnsanın evrilmeye başlaması ise 4 milyon yıl. Tüm bu zamanlar içinde bir kişinin 60-70 yıllık yaşamının kapladığı yeri biraz düşündüğümüzde, kendimizi pek bir önemsiz hissetmemiz mümkün.

Aslında bu sadece basit bir ego problemi. En mühim, en gerekli, en zeki, en, en, en varlık olarak görüyoruz kendimizi ve yukarıdaki rakamları biraz göz önünde bulundurduğumuzda kendimizi bu kadar ufak tasavvur etmeyi yediremiyoruz.

Oysa "önemsiz" yaşantımızı daha anlamlı kılmanın yollarını arayabilir; biyolojik varlığımızın son bulması halinde dahi varolabileceğimiz yollar bulabiliriz. Bana kalırsa ortalama insanın üstündeki her kişinin yapması gereken bundan başka bir şey de değil.

Zaten sıradan bir yaşamı seçmemiş, bir şekilde geliştirme ve dönüştürmeye kafa yormuş, hem de bunu sadece kendisi için değil tüm insanlık için yapma yoluna gitmiş insanlar bunun iki güzel yolunu bulmuş: Bilim ve Sanat.

Bilim ve sanatı kullanarak, 60-70 yıl yaşasanız bile bundan çok daha uzun süre varolabilmeniz mümkün: Newton'un, Einstein'ın, Mozart'ın, Shakespeare'nin öldüğünü söyleyebiliriz, peki varolmadıklarını söyleyebilir miyiz? Onlar, üretikleri bilim ve sanatla her an yanımızda, hayatımızdadır. Bu dünya ve insanlığın tarihi sürdükçe varolacaklardır.

Bilim ve sanatın çalışma şekilleri de oldukça birbirine benziyor. Zira ikisi de, herkesin elinin altındaki bilgileri kullanmakla birlikte, herkesin üretemeyeceği bir şey üretiyorlar. Arşimet'in suyun kaldırma gücünü hamamda bulduğu söylenir; hergün hamamda suyun içinde olan hamamcılar değil de, neden Arşimet? Michelangelo'nun yaptığı David (Davud) heykelinin malzemesi mermer olduğuna göre, o heykeli bir mermercinin yapması gerekmez miydi?

Hayır.

Çünkü aynı şeyler, farklı zihinlerde, farklı şeylere dönüşür. Bilim ve sanatın büyük sihri...

Rönesans bize "Bilim ve sanattaki gelişme ve değişimler" olarak öğretildi de, bir allahın kulu bilim ve sanat ikilisinin neden hep böyle aynı anda gelişip, aynı anda gerilediğini bunun tarih boyunca hep böyle olduğunu anlatmadı. Hoş bizim de sormak aklımıza gelmedi.

Sebep çok açıktı: Keşif ve yaratımın zihindeki süreci, sanat ve bilim sözkonusu olduğunda aynıydı.

Bilimden anlamayan sanatçının; sanattan haberi olmayan bilim insanının her zaman bir tarafı eksik kalacaktır. Bir oyuncu ile iyi fizik bilen bir oyuncu aynı olamayacağı gibi; bir matematikçiyle, müzikle ilgilenen, müzikten anlayan bir matematikçinin aynı olacağı düşünülemez.

Kendi yaptığımız işten başka bir işle ilgilenmemiz gerektiğini, yoksa bir konuda "uzman" olamayacağımızı söylediler bize.

Büyük bir yalan!

Beynimizi ve yeteneklerimizi küçümseyen, aşağılık kompleksi dolu küçük beyinli bir mentalitenin ürünü.

Buna kanmayın.

Böyle şeyler söyleyerek, bizi sahte "uzman" tanımlamalarıyla kurutuyorlar.

Oysa hayat bir tren gibidir: O, bütün vagonlarıyla birdir. Bir vagonu diğerinden ayıramazsınız, o tren olmaktan çıkar.

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı; tecrübe mi, yoksa teorik bilgi mi önemlidir, gibi saçmasapan sorularla sizi seçim yapmaya zorluyorlar. Alttan alta, bunların hepsini yapabilmenin "imkansız" olduğu mesajını veriyor, bu türden tartışmalar. Bu tuzağa düşmeyin. Bunları boş kafalılar düşünsün.

Herşeyi bilmek mümkün değil, ama her şeyi bilmeye çalışmak insanın görevidir.

Eskiden, " ben, hiçbir dil bilmiyorum, ama Türkçe'yi çok iyi biliyorum, bu yeterli. Çoğu kişi Türkçe'yi bile doğru dürüst bilmezken, başka dil öğrenmeye çalışıyor." derdim. Bu cehaletimi, parlak laflarla gizleme çabamdan başka bir şey değildi. Böyle parlak parlak söylediğimden, bana katılan çok insan da bulmuştum hatta.

Bu tür aptallıklara gerek yok. Bilmeye, bildiklerini analiz etmeye uğraşmayan bir kişinin nazarımda hiç değeri yok. Hele cehaletini savunanlara, yazık.

Zaten, evrenin yaşı yanında mikroskobik gözüken 60-70 yılım var, boş işler ve insanlarla vakit kaybedemem.

Hiç yorum yok: