19 Nisan 2011 Salı

YÖNETMENİM OLUR MUSUN?

Telefonum çalıyor. Bilmediğim bir numara... Açıyorum, bir kız sesi...

“ Merhaba, Koray Onur’la mı görüşüyorum?”
“Evet, buyrun?”
“Ben Mimar Sinan, öğrencisiyim. Bir bitirme filmimiz var da, oynar mısınız diye soracaktım.”

Adaptan, erkandan nasibini almamış bu kız, işin içinden olmayanların anlamayacağı bir şekilde, aslında benden, çekeceği bir bitirme filmi ödevinde oyuncu olarak bulunmamı rica(!) ediyor. Ne kendini tanıtmak, ne de bir şey. Oynar mıyım, oynamaz mıyım, sorduğu bu.

“Bu numarayı nereden buldunuz?”
“Bizim bir listemiz var da, o listeden seçip arıyoruz.”

Demek ki, Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-tv bölümü öğrencilerinin elinde böyle bir liste var, onlar, burdan “seçmece” yapıyor, muhtemelen “gugıllayıp” fotoğraflarımıza “falan” bakıyor ve sonra hemen arayıp, kendilerini tanıtma gereği dahi duymadan, kendince muhteşem olan filmlerinde rol almamızı istiyorlar.

İşte geleceğin yönetmen adaylarından birinin küçük bir portresi.

Peki okulda ders veren hocaları, bu yönetmen adaylarına, ellerindeki en önemli malzeme ve en mühim çalışma arkadaşları olacak oyunculara nasıl davranılması gerektiğiyle ilgili en ufak bir ders vermiyor, ya da uyarılarda bulunmuyor mu?

Biz, oyuncular, sanatçılar olarak, görmeyi hakettiğimiz muamele için boş yere, yanlış mecralarda mı didinip duruyoruz? Sanırım öyle.

Okul dediğimiz yerde eğer sadece teori veriliyorsa vay halimize. İnsan yetiştiren okulda insanlık adabı yoksa vay halimize...

Bu olayları yaratan sebepler hakkında, çok haklı olduğumu sandığım teorilerim var. Ama bunlar apayrı bir tartışmanın konusu, biri gelip fikrimi sorarsa, onları da söylerim elbet.

Hiç yorum yok: