toplum ve özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toplum ve özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2013 Cuma

SEÇENEKLERİN FAZLALIĞI, TUTSAKLIĞIN TA KENDİSİ

Eşyalar, etkinlikler arasında seçeneğin bol olması, hepimizin hoşuna gidiyor.

Peki seçeneklerin bolluğu gerçekten harika bir şey olabilir mi?

Değişik tatlarla bezeli bir restoran, aynı türden birçok markayı içinde barındıran bir süpermarket... Bunlar bize keyif mi veriyor peki?

Öyle gibi gözükse de, seçeneklerin fazlalığı en basit konuda bile bize çok zaman kaybettiren ve huzursuzluğa sürükleyen bir şey olabiliyor. Çünkü karar vereme yetimizin elimizden alınması, huzursuzluk ve kaygıyı arttıran en önemli etken.


Bu kadar çok telefon varsa niye herkesin elinde bunlar var lan?
İçinde bulunduğumuz, liberalizm taklidi yapan vahşi kapitalizm, seçeneklerin fazlalığını özgürlük yolunda en büyük adım olarak gösterirken, arasından hangisini seçeceğimizi dizayn ederek, arka plandan bizi tutsak ediyor. "Moda olan", " Popüler", "En çok satan", "En güvenilir" gibi tanımlamalarla bizi ince ince işliyor, biz ise her şeyi kendi tercihimiz sanıyoruz.

Bir illüzyonist sizin çekeceğiniz kağıdı bilemez, ama hangi kağıdı size çektireceğini bilir. Siz seçimi kendiniz yaptınız sanarak aslında illüzyonistin kuklası olursunuz ve onun becerisine şaşarsınız, günümüzde sistemin yaptığı da bundan farklı değil.

Sistemin bir diğer yönlendirme taktiği de, seçenekleri karmaşıklaştırarak, tercih etmenizi istediği seçeneği nispeten daha basit hale getirmek. Böylece kafanızın karışmasından kurtulmak için, bıkkınlık içinde, seçeneklerin en basitine yönelirsiniz. O sizin hiç işinize yaramayacak olsa bile... Bu duruma en iyi örnek ise GSM operatörlerinin kampanyaları: Eğer bir kampanyaya dahil olmazsanız, faturanız öyle karmaşık hesaplar yüzünden kabarıyor ki, hemen herkesin yaptığı gibi, hiç kullanmadığınız dakikalar, smsler olduğu halde, sırf "kafanız rahat etsin" diye düşünerek, fiyatı sabit kampanyalara boyun eğiyorsunuz. Ama sorsak, istediğimiz seçenekle konuşma özgürlüğümüz var. "Sürpriz faturaya son!" diyerek bize kampanyalarını satan bu operatörlere "Bu sürprizi bana babamın oğlu mu yapıyor, her ay bana sürprizle 'giren' faturayı gönderen yine siz değil misiniz?" diye sormak bile bu karmaşa içinde aklımıza gelmiyor.

Özgürlük gibi görünen tutsaklık, gerçek tutsaklıktan daha tehlikeli. Bu, bir çoklarının "çok büyük konforlara haiz" diye kıçını yaladığı, sistemin yaptığı da bu.

Koray Onur

8 Eylül 2010 Çarşamba

TOPLUMUN KENDİNE YETENDEN DUYDUĞU KORKU

Toplum ve dinler, insanın kendi kendine yetebilmesinden her zaman korkmuşlardır. Bu yüzden de, kendi kendine, başkalarını umursama zorunluluğu hissetmeden bir şeyler yapabilenleri ya küçümsemiş, dışlamış ya da "günaha batmış" saymıştır.

Kendi kendine konuşana deli denmesinin; kendi başına, kimseye muhtaç olmadan ortalıkta dolaşan birine, asosyal sıfatının yapıştırılmasının; kendini öldürmenin günah sayılmasının, mastürbasyonun da hala bir çok kültürde ayıplanması, günah sayılmasının altında yatan sebep budur.

Tüm bunlar, toplumun kendi kendine yetebilen kişiye karşı duyduğu korkudan kaynaklanan şeylerdir. Ne de olsa, toplum denen şey, başkalarına ihtiyaç duyan insanların oluşturduğu bir bütündür ve insanların bireysel bağımsızlıklarını ilan etmesi, toplumların sonu demektir.

Toplum, onun parçası olduğunuzda, sizi, insanlara ihtiyaç duyacağınıza inandırarak, büyük egemenliğini kurar. Aslında sizin topluma değil, toplumun varlık gereği, size ihtiyacı olması bir yana, bu sözleşme kabul edildiği an, toplum, birçok dayatmayla karşınıza çıkar.

Bunun benzeri bir çalışmayı bankalarda görebilirsiniz. Bankaların hitap ettiği şey, insanların yumuşak karnı olan "güvenlik"tir. Bu güvenliği sağlayacakları ortamı yarattıkları yerin kapısından içeri girdiğinizde, paranızın güvende olması için hiç de gerekli olmayan şeyleri yapmanız gerektiğini söylerler. Sistemleri karmaşık ve sıradan kişilerin algılayamayacağı türden olduğundan, kendimizi biranda takip edilmesi gereken bir çok konu içinde buluruz: Ekstreler, hesap cüzdanları, aynı bankaya ait olan ama hepsi farklı işlere yarayan(!) kartlar arasında boğuluruz. "paranızı burada sadece bırakmayın, faiz ya da katılım payı ister misiniz?" gibi ayartmalarına karşı koyduğunuzdaysa size bir andavalmışsınız gibi bakarlar.

İşte toplum da aynı bu şekilde bir sürü ayartmayı "tatlı tatlı" yaparak, sizi iyice kendine muhtaç hale getirir.

Halbuki toplum çok korkaktır. Tüm baskılarının altında yatan tek neden korkularıdır. Baskı, yasak ve kuralların olduğu yerde, mutlaka korkular bulunur, bunu unutmayın. Bir toplum da, ne kadar korkacak şeyi varsa, o kadar baskıcı ve kuralcı bir hale gelir.

Toplumun korkaklığını anladık: O, çok iri göründüğü için kimsenin bulaşmaya cesaret edemediği adam gibidir. Aslında, kimse ona bulaşmaya cesaret edemediği için, nasıl karşı koyacağını, kavga edeceğini bile bilmez. Yapılması gereken şey, sadece, üstüne yürümektir. göreceksiniz ki, toplum size saygı duyacak, hatta önünüzde eğilecek.

20 Haziran 2010 Pazar

ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE


Özgürlük, öyle her iki lafın arasında söylenecek, ulufe gibi dağıtılabilecek bir şey değil. Bir kere özgürlük verdiğiniz kişi;

Tembel olmayacak: Eğer tembel birine özgürlük verirseniz, bunu, kendini geliştirmek için değil, "kendini dinlendirecek" hem de bitmek tükenmek bilmeyecek bir "dinlence" için fırsat olarak görecektir.

Açgözlü olmayacak: Bu insanlar özgürlüğü bir suistimal fırsatı olarak görüp, her türlü özgürlüğü kendine yontarak, kendi sınırlarını ve duvarlarını inşa eder.

Kompleksli olmayacak: Kendini ifade etme konusunda kompleksli, çevresinden aldığı onaylar yetersiz biri, sizin olgunlukla verdiğiniz özgürlüğü egosunu doyurmak için kullanacaktır.

Nezaket yoksunu olmayacak: Nezaketsiz biri, verilen özgürlüğü hoyratça kullanır ve ucunun nereye dokunduğunu düşünmez. Böyle biri, kurallara uygun olduğu halde, nezaketsiz davranmayı, özgürlüğünün ona tanıdığı bir hak olarak savunur.

Bunlar dışında, özgürlük verilebilecek kişinin özellikleri arasında, ağırbaşlılık, cömertlik, eğitimli olmak, uyanık/uyanmış olmak, geniş bakış açısı vb. birçok özellik, sayılabilir, yukarıda açıkladıklarım sadece örnek olarak koyduğum şeyler. Zira, tüm özellikleri açıklamak için ne benim bilgim, ne de sayfalar yeter.

Özgür olmak, kafanın rahat etmesi değil, kafanın sürekli meşgul olmasıdır. Özgürlük, bir son nokta değil, bir arayıştır ve sürekli olarak gelişip ilerler, büyür ya da gerileyip küçülür. Yaşayan, aktif bir kavramdır.

Özgürlük, büyük bir güçtür. Diğer büyük güçler gibi tartmadan, ölçülüp biçilmeden, ehil olmayan kişiye, iyi niyetle de olsa, verildiğinde korkunç sonuçlar doğabilir ve kaş yapayım derken göz çıkar: Bir yaşındaki çocukların ateşle oynaması kanunlarla yasaklanmamıştır. Bu çocuklar ve aileleri hakkında "3 ay ile 3 yıl arasında değişen hapis istemiyle" davalar açılmaz, ama bu özgürlüğü illa kullanacağız, diye çocukların eline kibrit ve benzin tutuşturmuyoruz. Ne zaman ki bu çocuk büyüyecek; el becerilerine hakim olacak (yetenek); ateşin zararlarını öğrenmiş olacak (bilgi); çıkacak bir yangının sadece kendini değil çevresini de etkileyeceğini düşünebilecek (nezaket) vb. ancak o zaman bu kişi "Ehil" olmuş denebilir ve kendine soyut bir "Ehliyet" verilebilir.

Toplumlar da aynen böyledir. Ama, hiçbir kanun koyucunun ya da devletin "Bunlar ehil değil, o yüzden şu yasaktır." deme hakkı yoktur. Bu organlar, toplumun ehil olması için gerekli altyapıyı sağlamak zorundadır. Gelişme denilen şey, özgürlüğün geliştirici yönü de bundan başka bir şey değildir zaten.

Yasaklara karşıyım derken, bir başıboşluk önermiyorum. Bir bilinç düzeyi öneriyorum.