erdem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erdem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2010 Cuma

AÇIKSÖZLÜLÜK VE BOŞBOĞAZLIK

Samimiyet ve laubalilik arasındaki farkın anlaşılmasıyla, açıksözlü ve boşboğaz arasındaki fark da anlaşılır.

Açıksözlülükle ilgili, anlaşılması gereken ilk şey, onun kesinlikle, her akla gelenin söylenmesi olmadığıdır.

Açıksözlülük, vanası olan bir musluğa benzer; boşboğazlık ise, ne zaman su versen onu akıtan, vanası laçka olmuş musluktur. Boşboğaz, ne zaman bir şey söyleyecek olsa, kontrolsüzce harfler dizilerini döktürmeye başlar. Bu kontrolsüzlüktendir ki, boşboğaz insanlar genelde gevezeler arasından çıkar.

Açıksözlü kişi kontrollüdür. Sözcükleri, cümleleri, yeni doğmuş bir bebeği kucaklar gibi tutar: Ne yere düşürecek kadar gevşek, ne de incitecek kadar sıkı... Tam olarak neyi, ne kadar söylemesi gerekiyorsa, onu söyler. Peki bu nasıl olacak?

Eğer kişi, neyin ne kadar söylenmesi kararını, kendi penceresinden değerlendirirse, yanılması büyük ihtimaldir. Açıksözlü olmak için bazen can sıkıcı şeylere de katlanmak gerekebilir. Hiç istemediğimiz halde, bir kişinin kalbini kırma riskini de almak gerekebilir. Kişi, neyi, ne zaman, ne kadar söylemesi gerektiğine duruma bakarak karar vermelidir. Kendimizi zorlamadığımız için "suya sabuna dokunmayan" biri haline de gelebiliriz.

Örnekse; Suya sabuna dokunmayan Ali, karşısında kendisine Mahmut diye hitap eden kişiyi uyarmaz. Onu uyarmayı, kusurunu yüzüne vurmak olarak görür, onun kırılmasından korkarak uyarmayarak, bu işi başkasına bırakır. Ama boşboğaz Murat, hemen o kişiyi ortalık yerde uyarıp utandırır. Açıksözlü birinin yapacağı iş ise, ne durumu görmezden gelmektir ne de insanların gözüne sokarak uyarıyı yapmaktır. O, uygun bir dille (lisan-ı münasip) hatayı yapan kişiyi uyarır.

Boşboğaz kişilerde görülen bir hastalık ise, söyledikleri şeyler sonucunda karşılarındaki kişiler, sarsılmamışsa sözlerinin etkisiz olduğuna dair düşüncedir. Oysa bu, bir toya, bir acemiye, karşıdakinin zekasını, kapasitesini küçümseyen kişiye ait olacak türden bir yaklaşımdır. Ancak bunlar, konuşmalarını, açıksözlülük kisvesi altında, kırıcı ve hoyrat bir perdeden yaparak erdemli davrandıkları yanılgısıyla, bir ömür geçirirler.

Açıksözlü kişi, lafa öncelikle karşısındakinin kapasitesini tahlil ederek başladığından, muhatabı, kendisine verilen değeri anlar ve hisseder. Daha bu noktada, açıksözlü ile boşboğaz arasındaki fark ortaya çıkar. Karşısındakinin kapasitesini, ruh halini, ortamdaki değişkenleri hesaplayan kişi, söyleyeceği ne olursa olsun, iyi bir tartım yaparak, kontrolsüz bir boşboğaza karşı daha baştan avantajlıdır.

Açıksözlü olmak bizi yalandan uzak tutar. Boğboğazlık, sevilmeyen ve egosu yüksek bir kişi yapar.

Açıksözlülük bir erdem; boşboğazlık, kusurdur.

20 Haziran 2010 Pazar

ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE


Özgürlük, öyle her iki lafın arasında söylenecek, ulufe gibi dağıtılabilecek bir şey değil. Bir kere özgürlük verdiğiniz kişi;

Tembel olmayacak: Eğer tembel birine özgürlük verirseniz, bunu, kendini geliştirmek için değil, "kendini dinlendirecek" hem de bitmek tükenmek bilmeyecek bir "dinlence" için fırsat olarak görecektir.

Açgözlü olmayacak: Bu insanlar özgürlüğü bir suistimal fırsatı olarak görüp, her türlü özgürlüğü kendine yontarak, kendi sınırlarını ve duvarlarını inşa eder.

Kompleksli olmayacak: Kendini ifade etme konusunda kompleksli, çevresinden aldığı onaylar yetersiz biri, sizin olgunlukla verdiğiniz özgürlüğü egosunu doyurmak için kullanacaktır.

Nezaket yoksunu olmayacak: Nezaketsiz biri, verilen özgürlüğü hoyratça kullanır ve ucunun nereye dokunduğunu düşünmez. Böyle biri, kurallara uygun olduğu halde, nezaketsiz davranmayı, özgürlüğünün ona tanıdığı bir hak olarak savunur.

Bunlar dışında, özgürlük verilebilecek kişinin özellikleri arasında, ağırbaşlılık, cömertlik, eğitimli olmak, uyanık/uyanmış olmak, geniş bakış açısı vb. birçok özellik, sayılabilir, yukarıda açıkladıklarım sadece örnek olarak koyduğum şeyler. Zira, tüm özellikleri açıklamak için ne benim bilgim, ne de sayfalar yeter.

Özgür olmak, kafanın rahat etmesi değil, kafanın sürekli meşgul olmasıdır. Özgürlük, bir son nokta değil, bir arayıştır ve sürekli olarak gelişip ilerler, büyür ya da gerileyip küçülür. Yaşayan, aktif bir kavramdır.

Özgürlük, büyük bir güçtür. Diğer büyük güçler gibi tartmadan, ölçülüp biçilmeden, ehil olmayan kişiye, iyi niyetle de olsa, verildiğinde korkunç sonuçlar doğabilir ve kaş yapayım derken göz çıkar: Bir yaşındaki çocukların ateşle oynaması kanunlarla yasaklanmamıştır. Bu çocuklar ve aileleri hakkında "3 ay ile 3 yıl arasında değişen hapis istemiyle" davalar açılmaz, ama bu özgürlüğü illa kullanacağız, diye çocukların eline kibrit ve benzin tutuşturmuyoruz. Ne zaman ki bu çocuk büyüyecek; el becerilerine hakim olacak (yetenek); ateşin zararlarını öğrenmiş olacak (bilgi); çıkacak bir yangının sadece kendini değil çevresini de etkileyeceğini düşünebilecek (nezaket) vb. ancak o zaman bu kişi "Ehil" olmuş denebilir ve kendine soyut bir "Ehliyet" verilebilir.

Toplumlar da aynen böyledir. Ama, hiçbir kanun koyucunun ya da devletin "Bunlar ehil değil, o yüzden şu yasaktır." deme hakkı yoktur. Bu organlar, toplumun ehil olması için gerekli altyapıyı sağlamak zorundadır. Gelişme denilen şey, özgürlüğün geliştirici yönü de bundan başka bir şey değildir zaten.

Yasaklara karşıyım derken, bir başıboşluk önermiyorum. Bir bilinç düzeyi öneriyorum.

30 Nisan 2009 Perşembe

Bağlılık ve Doğruluk

Bir fikri savunmak ve onun ardından gitmek, belki de, insanoğlunun en önemli haklarından biri. Bir fikre sahip olup, o yönde giden birini ayıplamaksa, bir insanın yapabileceği en saçma şeydir, herhalde.

Aynı zamanda, bir fikri savunmak, sorumluluktur. Savunduğumuzu ifşa ettiğimiz o fikrin doğal olarak temsilcisi olur, o fikri, özellikle ilk kez sizin aracılığınızla tanıyan insanların "ilk intibaı" olursunuz. Hangi "-izm" ya da hayat görüşüne üye ya da sempatizan olursanız olun, insanların karşısına artık Ali ya da Ayşe olarak değil, savunduğunuz ya da takipçisi olduğunuz fikrin vitrini sıfatıyla çıkarsınız. Bu, o konuyla ilgili konuşmanızda da, yazmanızda da böyle olur.

Savunduğu fikrin, bilgisiz ve hatta bilgisizliğinde ısrarcı; iyi iletişim kuramayan; başka insanların ne söylediğini umursamayan; ben yaptım oldu egosuyla dolup taştığı bir vitrinde sunulmasını isteyenler parmak kaldırsın. Aklı başında herhangi biri yukarda saydığım bu kötü özelliklerden bırakın hepsine birine bile sahip olsa, düzeltmek için kolları sıvayacaktır.

Ama önümüzde bir engel duruyor olabilir: Bağlılık. Olur ya, bağlılığımız, doğruların üzerine çıkabilir, doğruluk bilincimizi ya da erdemlerimizi bastırabilir.

Kendimden bir örnekle devam edeyim: Bilen arkadaşlarım vardır, Nazım Hikmet'i çok severim. Facebook'ta Nazım Hikmet'le ilgili hazırladığım bir videoyu paylaşmak istedim. Video'nun tanıtım yazısında, Nazım Hikmet'in Vatan Haini adlı şiirindeki "Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala." dizesini kullandım. Fakat, Nazım Hikmet'i en az benim kadar seven bir arkadaşım bu dizeyi "Nazım Hikmet vatan hainline devam ediyo hala." diye yazdığımı farkederek videoya yorum yaparken beni uyardı.

Gerek sinirin gerek ise, Nazım Hikmet'e bağlılığımın, doğru olan bu yorumu bastırmasının etkisiyle, arkadaşımın Nazım Hikmet'i sevdiğini unutarak, onun şahsına saldırdığını düşündüm ve amacımın Türkçe öğretmek olmadığını, Nazım'la ilgili bir video olduğunu belirten bir cevap döşendim. Öyle ya, önemli olan, Nazım'ın mesajını iletmek ve onu bir kez daha insanlara hatırlatmaktı.

Arkadaşım bana, Nazım Hikmet'i kendisinin de çok sevdiğini söyleyen bir başlangıç yaparak, onun gibi, Türkiye'nin savunucusu olan ve bu uğurda ağır bedeller ödemiş bir şairi insanlara sunarken çok değer verdiği ülkesinin en önemli öğelerinden biri olan anadiline sahip çıkmanın doğru olacağı şeklinde bir cevap verdi.

Evet, haklıydı. Bütün bu mesajlaşmalar herkesin okuduğu bir yerde olduğu için utanıyor ve kendi kendime kızıyordum. Ama ok yaydan çıkmıştı bir kere... Karşımdaki argüman o kadar güçlüydü ki, cevap da vermezdim. En iyi yol şuydu: Benimki de dahil tüm yorumları silmek.

Bağlılığım, doğru olanları görmemi engellemişti... Bağlılık neye olursa olsun, yobazca olabiliyordu...

Anlattıklarımda ve yazdıklarımda doğruları bulup, üzerinde düşünen ve bu satırları okuma zahmetine katlanan herkese sevgilerimle.

Koray ONUR